“Makineye, yazılıma ve çalışana yatırım zorunluluk…”

“Makineye, yazılıma ve çalışana yatırım zorunluluk…”

Günümüzde firmaların sağlıklı büyümesinin tek yolunun, buna uygun mekanizmalar oluşturmaktan geçtiğini dile getiren BSA Yazılım Genel Müdürü Hakan Altun, bu mekanizmaların da ancak makineye, yazılıma ve kalifiye çalışana yatırım yaparak oluştuğunu vurguladı. Bunu hayata geçirip geçirmemenin bir tercih meselesi olmadığına da değinen Altun, “Artık bu bir zorunluluk. Teknolojiye ve onu kullanacak insana yatırım yapmazsanız firmanızın kapanması kaçınılmaz. Üstelik bugün rakibiniz Hasan, Ahmet, Hakan değil. Bugün rakibiniz Çinli, Hintli, İtalyan ya da Alman” diye konuştu.

BSA Yazılım, kurulduğu 1995 yılından bu yana ahşap ve kapı – pencere cephe sektörlerine tasarımdan üretimin son aşamasına kadar birçok konuda yazılım hizmeti veriyor. Bir anlamda bu sektörlerin gelişim süreçlerine şahit olan BSA, sektörün üretimle ilgili yaşadığı sorunları, ihtiyaç ve talepleri çözmek adına 22 yılda birçok yazılıma imza attı.

Bu dönemdeki ana değişimin, en çok bilgisayar kontrollü makineler ve yazılımlarda kendini gösterdiğini söyleyen BSA Yazılım’ın Genel Müdürü Hakan Altun, ahşap ve kapı-pencere cephe sektörlerinde büyüyen talebin beraberinde işletmeleri büyüttüğünü, büyüyen işletmelerin de ancak teknoloji ile yönetilebileceğini belirterek, “Biz makine üreticileriyle işte bu noktada buluşuyoruz” diyor.

Kendisi de ortaokul ve lisede tatillerinde Ankara Siteler’de çalışan ve sektöre olan yakınlığını “Ahşabın talaşını yutan kolay kolay ayrılamaz derler” diyerek açıklayan Hakan Altun, sektörde yüzde 90’ın üzerinde olan program kullanımının gerekliliğini şöyle özetliyor: “Firmanız küçükken 5-10 kişi ile belirli kapasitede iş yaptığınızda süreci yönetmek kolay. Ama firmanız büyüdüğünde yavaş yavaş kontrolü kaybedersiniz. Önünüzde iki seçenek vardır ya batma riskini göze alarak hep küçük kalacaksınız yada büyüyeceksiniz. Sağlıklı büyümenin tek yolu, buna uygun mekanizmalar oluşturmanızdan geçiyor. Bu mekanizmalarda ancak makineye, yazılıma ve kalifiye çalışana yatırım yaparak oluşur. Aslında bu bir seçip seçmeme meselesi değil. Bu bir zorunluluk. Teknolojiye ve onu kullanacak insana yatırım yapmazsanız firmanızın kapanması kaçınılmaz. Üstelik bugün rakibiniz mobilyacı Hasan, Ahmet, Hakan değil. Bugün rakibiniz Çinli, Hintli, İtalyan ya da Alman.”

Ahşap sektörünün geçmişe göre iyi, ancak gerekenin çok gerisinde olduğunu ifade eden Hakan Altun, gelişimi hızlandırmak için insana yatırımın da önemine değindi. “Eğitim sorununu çözmeden teknoloji üretemezsiniz, katma değerli ürünler ortaya çıkaramazsınız” hatırlatmasında bulunan Altun, BSA ve sektör hakkındaki sorularımızı şöyle yanıtladı:

Öncelikle biraz sizi ve firmanızı tanıyabilirmiyiz? Kuruluş hikayenizi anlatarak, ahşap sektörünü niye tercih ettiğinizi belirtirmisiniz?

Firmamızı 1995 yılında farklı sektörlere yazılımlar geliştirmek üzere kurduk. Temel olarak ahşap ve kapı-pencere cephe sektörlerine odaklandık. Kuruluşumuzdan itibaren bu sektörlerin ihtiyacına göre programlar geliştirdik. İlk başlarda daha çok tasarım (CAD) odaklı başlayan sürecimiz zamanla bu iki sektörde tasarımdan üretimin son aşamasına kadar müşterilerimizin tüm ihtiyaçlarını karşılayacak yazılımlara dönüştü. Bizim firmamızı Ankara’da kurmamız ahşap sektörünü seçmemizin temel nedeni oldu. O dönemde Türkiye’deki ahşap sektöründe Ankara’nın ciddi ağırlığı vardı. Ahşap denilince “Siteler” akla gelen ilk yerler arasındaydı. Bize gelen taleplerin, özellikle mutfak-banyo ve mobilya sektörlerinden, panel mobilya sektöründen gelince bizde o yöne ağırlık verdik. Aynı dönemde PVC kapı pencere sektörü de hızla büyüdü. O sektörden de ciddi program talebi geldi. Talep de buradan gelince bizde o yöne ağırlık verdik. Ayrıca ortaokul ve lisede tatillerde Siteler’de azda olsa çalışmış olmamın etkisi var. Ahşabın talaşını yutan kolay kolay ayrılamaz derler.

Yıllar itibarıyla firmanızın gelişimini anlatır mısınız? Kurulduğu günden itibaren başarılı bir gelişim sürdürerek bugünlere gelişinde ne gibi faktörler etkili oldu? Başarınızın sırlarını bizimle paylaşır mısınız?

Firmamız 22 yıldır ahşap sektörüne hizmet veriyor. 22 yıl bir firma ömrü için özellikle de Türkiye’de gayet uzun. Çoğu firma çok kısa sürede kaybolup gidiyor. Bizim yaptığımız işin devamlılığını sağlamak için iki unsura dikkat etmemiz gerekiyordu. Birincisi biz aslında yazılım değil hizmet satıyoruz. Verdiğiniz hizmet ne kadar kaliteli olursa o derece sektörde ağırlığınız ve varlığınız olur. Ve hizmette süreklilik olmalı. Biz 22 yıldır kesintisiz hizmet veriyoruz. İkinci konu ise yaptığımız iş diğer sektörlere göre çok daha hızlı gelişen bir iş. IT sektörü dünyada en hızlı gelişen sektör. 1995 yılından bu yana bilgisayar kullananlar, o günden bugüne ne kadar hızlı bir değişim olduğu konusunda düşünürlerse bu gelişmeyi hemen görebilirler. Bir örnek verecek olursak bizim ilk bilgisayarımızın hard diski 20 MB, Ram 250kbx2 toplam 500 kb idi. Bugün terebayt ile konuşuyoruz. İşletim sistemimiz DOS ortamında, mouse olmadan, komut satırına yazarak kullandığımız sistemlerdi. Bugün Windows 10 kullanıyoruz. Mouse yerine dokunmatik ekrana geçtik. Dünya tarihindeki en hızlı teknoloji gelişiminin yaşandığı dönem diyebiliriz. Halen son sürat devam ediyor. İşte bu hızlı dönemin arkasında kalmamak bizi ayakta tuttu. Buna uyamayan firmalar kapandı.

 

1995 yılından bugüne kadar ahşap sektörüne bilgisayar programları ile hizmet vermeye devam ediyorsunuz. Yıllardır sektörün içindesiniz. Türkiye ağaç işleme makineleri sektöründe nasıl bir değişime şahit olduğunuz bu süre içinde? Bu değişime neler rüzgar etkisi yaptı?

Biraz önce bahsettiğim bilişim sektöründeki gelişmenin bir benzerini makine sektöründe de yaşadık. Zaten birbirini iten paralel sektörler bunlar. Basit makinelerden daha karmaşık makinelere doğru bir geçiş süreci yaşandı. Yada insan faktörünün daha fazla olduğu makinelerden insan faktörünün en aza indirildiği makinelere, makine hatlarına doğru ilerledik. Üretim sürecinin çok daha hızlandığı ve ve bu hızı hatasız hale getirmek için bilgisayarlarla kontrol edildiği bir sürece girdik. 1990’lar bir kopuş dönemiydi aslında. Siteler’de o dönem önce çırak olarak başlardınız. Sonra kalfa, sonra usta olurdunuz. Usta olanın gözü dışarda olurdu. Makineler basit ve bugüne göre daha ucuz olduğu için, usta ilk fırsatta ayrılıp yanına bir kalfa iki çırak alıp kendi firmasını kurardı. Çoğu firma 5-10 kişilik firmalardı. Basit makinelerin olduğu, insan becerisine ve çalışmasına dayalı firmalardı. Bir diğer hatırladığım ilginç olay ise her firmada bir veya daha fazla insanın bir iki parmağının olmamasıydı. Makineler basit olduğu gibi güvenlik önlemlerinin hiç denecek kadar az olmasıydı. İşte o makinelerden bugün güvenlik halısına bastığınızda duran makinelere geldik. Firmalar büyüdü, çalışan sayısı arttı, gelen talebe göre kapasiteler arttı, bu da daha hızlı ve hassas makinelerin yapılmasını zorunlu kıldı. Daha hassas ve hızlı makine yapımı dediğinizde devreye elektronik ve yazılım girdi. Artık tek başına makinelerden bahsetmiyoruz. Artık tamamen bilgisayar kontrollü hatlardan, robotlardan bahsediyoruz. Hayatın temel prensibi buradada işliyor. Minimum enerji harcayarak, maksimum iş üretmek en temel hedef. Bunu başaran hayatta kalıyor. Bu da ancak teknoloji ile oluyor.

Bu değişim içinde sektörün program kullanımında nasıl bir gelişim oldu?

Zaten bu dönemin ana değişimi bilgisayar kontrollü makineler ve yazılımlar oldu. İşin sipariş almadan başladığını düşünürsek, ortaya çıkan ilk programlar sunum programlarıydı. Biz her sektörde son kullancıya-alıcıya sunum programı ile başladık. Sunum programlarını kullanarak müşterilerine yapılacak işin tüm detaylarını gösteren, müşterilerini ikna eden firmalar, bir süre sonra “Biz bunu çizdik, müşteriye gösterdik ve sattık. Bu tarafı güzel. Ama biz bunu üretmeden maliyetini, kullanacağımız malzemeleri görmek istiyoruz. Bize bunu çıkarır mısınız?” diye sormaya başladılar. Ayrıca ustalarının kesim listesini çıkarırken çok zaman harcadığını ve hata çok olduğunu söyleyerek, çizimden sonra kesim listesi de istediler bizden. Biz de bir tuşa basarak kesim listesi ve malzeme listesini almalarını sağladık. Bu kez “Kesim listesini verdiniz ama biz bu malzemeyi 1.83 x 3.66 metre panelden kesiyoruz, bizim ustalar bu panele yerleştirirken hem çok zaman harcıyor hemde çok fire veriyorlar. Bize bunu çözün” dediler. Biz de optimizasyon programını devreye soktuk. Saatler süren işler dakikalara hatta saniyelere sığdı. Sonraki aşamada “Biz bunu kestik ama bir de deliklerini delmesi var. Ayrıca biz malzeme üzerinde desen, kabartma yapmak istiyoruz” dediler. Bizde burada CAD programları sayesinde tasarlamalarını CAM programı sayesinde CNC makinelerine göndermelerini sağladık. Ayrıca tüm üretim sürecini denetleyecek raporlar oluşturduk. Muhasebe programlarından sonra ERP, MRP ve CRM programları devreye girdi. Büyüyen talep büyüyen işletmeleri doğurdu, büyüyen işletmelerde ancak teknoloji ile yönetilebilir. İşte biz ve makine üreticileri bu noktada bir araya geldiler. Aynı talepler makine üreticisi firmalarına da benzer süreçte benzer şekilde gitti.

Yazılım firması olarak sektöre, üretim süreçlerinde program kullanımının faydaları, avantajları hakkında bilgi verir misiniz?

Firmanız küçükken 5-10 kişi ile belirli kapasitede iş yaptığınızda işi yönetmek kolay. Siz ve/veya akrabalarınızdan bir kaç kişi firmanız bünyesinde çalışıyor zaten. Bu nedenle tüm satış, üretim, sevkiyat ve montaj sürecini denetleme şansınız var. Çok çalışarak üretimi, fireyi azaltmayı, kaliteyi, zamanında teslimat yapmayı kısmen başarabilirsiniz. Ama firmanız büyüdüğünde yavaş yavaş kontrolü kaybedersiniz. Önünüzde iki seçenek var ya hep küçük kalacaksınız, bu durumda batma riskiniz yüksek, yada büyüyeceksiniz. Sağlıklı büyümenin tek yolu buna uygun mekanizmalar oluşturmanızdır. Bu mekanizmalar da ancak makineye, yazılıma ve kalifiye çalışana yatırım yaparak oluşur. Aslında bu bir seçip seçmeme meselesi değil. Bu bir zorunluluk. Teknolojiye ve onu kullanacak insana yatırım yapmazsanız firmanızın kapanması kaçınılmaz. Üstelik bugün rakibiniz mobilyacı Hasan, Ahmet, Hakan değil. Bugün rakibiniz Çinli, Hintli, İtalyan ya da Alman. Hem de küçüğünden büyüğüne herkesin rakipleri aynıdır. Bugünkü dünyada, her alanda teknolojiye sahip olan, pazarın kurallarını koyuyor ve koyacak.

Ürün yelpazenizi hangi ürünler oluşturuyor? Sektörü üretimini kolaylaştıran programlar hakkında bilgi verir misiniz?

Ürünlerimizi, tasarım ve üretim olmak üzere temel olarak iki alana ayırabiliriz. Tasarım programları KitcheDraw, CabinetVision, UPVC, AlphaCAD, Hicad. Bu programlar sektörün ihtiyacına göre son kullanıcıya tasarım yapmanız içindir. İkinci alan olan üretim ayağında ise, AlphaCAM, Aspire, AlphaDOOR, RADAN CAD CAM, CabinetVision S2M, uPVC üretim, Opticutoptimizasyon, StairDesing merdiven üretim programları yer alıyor.

Gelecek dönem yapılanma ve yatırım planlarınız neler?

Gelecek dönem için var olan programlarımıza müşteri taleplerine göre işlerini kolaylaştıracak ve hızlandıracak yeni eklentiler yazmayı düşünüyoruz. Gelen talepler bizim yolumuzu çizecek. Aslında şu an WEB tabanlı çalışmalar, Robot kol sistemleri ve üretim hatları olmak üzere üç alanda ihtiyaç yoğunlaşmış gözüküyor. Metal sektörüne biraz daha fazla ağırlık vermek istiyoruz. Ayrıca elimizdeki programların kataloglarını her zaman yaptığımız gibi güncellemek istiyoruz.

Sektörün ihtiyacı olan yeni ürünler neler? Sizin bu konuda yaptığınız çalışmalar var mı?

Sektörün geldiği aşamada temel ihtiyaç sunumdan üretime şu anda birbirinden habersiz bağımsız çalışan üretim adacıklarının birleştirilmesi, birbiri ile uyumlu çalışması. Satış, üretim, sipariş, montaj aşamalarının tam uyumlu ve bilgisayar kontrollü yapılması ve tüm bu süreçlerin ERP, MRP ve CRM programları ile birlikte çalıştırılması. Tüm satış, üretim, sevkiyat ve montaj sürecinin analizinin yıl sonunda, ay sonunda, gün sonunda değil anlık alınması ve sıkıntı olan yerlere hemen müdahale yapılması isteniyor. Buna uygun programlar yazılmalı. Zaten “Endüstri 4.0” denilen kavramda bunu içeriyor. Kimse akşamı beklemek istemiyor…

Rekabete ve büyümeye yönelik üretim ve yönetimsel açıdan nelere dikkat ediyorsunuz?

Rekabetten ne alıyoruz, önce ona bakmak lazım. Ne yazık ki Türkiye’de rekabet kavramı ciddi anlamda sorunlu anlaşılıyor. Bir ürün alırken alan için temel kıstas faydadır. Alan kişi beklediği faydayı aldıysa, doğru ürünü iyi fiyata almıştır. Ama aldığı üründen beklediği faydayı alamadıysa, yanlış ürünü pahalıya almıştır. Dikkat ederseniz burada rakam önemli değil. Burada alışverişten beklenti karşılanıyor mu karşılanmıyor mu bu önemli. Siz size hiç bir fayda kazandırmayacak bir ürüne 100 TL verirseniz dünyanın en pahalı ürününü alırsınız. 100 TL çöpe gider, ayrıca harcanan zamanda çöp olur. Siz 1000 TL verip 10.000 TL fayda sağladığınız bir ürün alırsanız, dünyanın en ucuz ürününü almış olursunuz. Ucuz, pahalı kavramlarına bu gözle bakmamız lazım. Ama biz yüzde 90 fiyat odaklı yaklaşıyoruz. Ve rekabet denilince aklımıza hemen tek başına fiyat geliyor. Elbette fiyat önemli, ama siz rakiplerinize göre daha kaliteli bir ürünü daha az fiyata veriyorsanız önemli. Yoksa siz öncelikle kendinizi sonra müşterinizi aldatırsınız. Yanlış hesap her zaman Bağdat’tan dönmüştür. Rekabetin yolu da teknolojiye ve insana daha fazla yatırımdan geçiyor. Aslında AİMSAD’ın da ortaya çıkmasında temel ihtiyaç budur. Güçlerimizi bir araya getirip birleştirerek teknolojide ve insana yatırımda sektörümüzde doğru işler yapmak…

Biraz da sektör hakkında konuşursak eğer, siz ahşap sektörünün bugün hak ettiği noktada olduğunu düşünüyor musunuz? Sektörün gelişimini hızlandıracak faktörler neler olacaktır?

Ben bu soruya, soru sorarak cevap vereyim. Yeterli parası olan son kullanıcı ürün alırken yerli marka olan bir ürünü mü alıyor, yoksa yabancı ürün mü seçiyor? Dünyada bizim ülkemizde üretilen ve marka olmuş kaç tane ürünümüz var? Dünya pazarında ihracatımıza baktığımızda dünyadaki toplam ihracat içindeki payımız nedir? Sektörümüzün toplam Türkiye ihracatındaki payı nedir? İhraç ettiğimiz ürünler içinde teknoloji olarak veya tasarım olarak katma değerli ürün oranımız nedir? Bu beş sorunun cevabını detaylı olarak araştırırsak aslında durumumuzu anlarız. Çünkü temel kural vardır, siz ne anlatırsanız anlatın, “Matematik yalan söylemez.” Bana göre geçmişe göre daha iyiyiz. Ama olmamız gerekenin çok gerisindeyiz. Potansiyelimizin çok altındayız. Gelişimimizi hızlandırmanın en önemli yolu bence, insana yatırım yani eğitim. Eğitim sorununu çözmeden teknoloji üretemezsiniz. Katma değerli ürünler ortaya çıkaramazsınız. Ve hak ettiğiniz yere asla gelemezsiniz.

Şu anda sektörün yaklaşık yüzde kaçı program kullanıyor?

Tüm yazılımları düşünürsek sunum programları, CAD, CAM, muhasebe, ERP, MRP, CRM olmak üzere sektörde program kullanımı yüzde 90’ın üzerindedir. Firmaların büyüklüğüne göre bunlardan sadece birini kullanan da var, hepsini kullanan firmalar da var.

1990’larda her firmada bir veya daha fazla insanın bir-iki parmağı yoktu

Türkiye ağaç işleme makineleri sektöründe basit makinelerden daha karmaşık makinelere doğru bir geçiş süreci yaşandı. Ya da insan faktörünün daha fazla olduğu makinelerden insan faktörünün en aza indirildiği makine hatlarına doğru ilerledik. Üretim sürecinin çok daha hızlandığı ve bilgisayarlarla kontrol edildiği bir sürece girdik. 1990’lardan hatırladığım ilginç olaylardan biri, her firmada bir veya daha fazla insanın bir-iki parmağının olmamasıydı. Makineler basit olduğu gibi güvenlik önlemlerinin hiç denecek kadar az olmasıydı. İşte o makinelerden bugün güvenlik halısına bastığınızda duran makinelere geldik. Artık tek başına makinelerden bahsetmiyoruz. Artık tamamen bilgisayar kontrollü hatlardan, robotlardan bahsediyoruz.

Ahşap sektöründe yaşanan sorunlara ilişkin çözüm önerileriniz nedir? Bu noktada firmalara ve sektöre ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Tek tek firma bazında bu sorunlarla mücadele etmek mümkün gözükmüyor. Her sektörün kendini daha ileriye götürecek dernekler sayesinde bu sorunlarla başa çıkabileceğini düşünüyorum. Bu yapılar ancak çözümün merkezi olabilir. Sektörel dernekler, devlet kurumları, üniversiteler, odalar ile birlikte bu sorunlarla başa çıkılabilir. AİMSAD olarak bu konularda bir takım çalışmalara başladık. Yeni bir derneğe göre oldukça iyi gidiyor. Bence sektörde üye olabilecek herkesin AİMSAD bünyesine katılması ve aktif çalışması gerekiyor. Her türlü yapıcı önerilerle AİMSAD sektörün önder kuruluşlarından biri haline getirilebilir. Burası bizim için bir fırsat. Birlikte yapılacak her hareketin sorunların çözümünü hızlandıracağını düşünüyorum.

Sosyal Medyada Paylaşın